Ana Sayfa  Sohbet  Şarkı Sözleri  Sağlık  Fıkralar  Site Map İletişim

Menü

 Ana Sayfa
   Sohbet
   Gül Resimleri
 Aşk
 Burçlar
 Cinsellik
 Dini Bilgiler
 Diziler
 E-Kartlar
 Filmler
 Fıkralar
 Genel
 Guzellik Sırları
 Güzel Sözler
 Güzeller Galerisi
 Hikayeler
 Kadınca
 Karikatür
 Kim Kimdir
 Magazin Haberleri
 Msn Messenger
 Oyunlar
 Program Arşivi
 Programlar
 Resimler
 Rüya Tabirleri
 Sağlık
 Sevgi
 Siverek
 Sohbet Chat
 Teknoloji
 Videolar
 Yemek Tarifleri
 Ünlüler
 Şarkı Sözleri
 Şiirler
  İletişim

 Ask Hikayeler yaşanmış gerçek hikayeler

RUMUZ:

Rumuzunuzu yazıp 'Bağlan' a tıklayın sohbete hemen başlayın!

 

başlangıç sayfam yap  favorilerime ekle

Okunma

369

Aşkın Dili

Hep "aşkın dili olsa da konuşsa" deriz.
İşte bir gün aşk konuşmaya başlamış ve demiş ki:
Ey insanlık hep peşimden koştunuz, bana ulaşmaya çalıştınız. Aslında bana ulaştınız ama hiç fark etmediniz. Benim için ağladığınız zaman bile size hep yalan, belki de şaka gibi geldim. Bana hep yakıştırmalar yaptınız. Size bir hikaye anlatayım. Bir gün küçük bir köpek kuyruğunu yakalamak için hep kendi etrafında dönüp duruyormuş ve büyük köpek dayanamayıp
“ne yapmaya çalışıyorsun?” diye sormuş.
Yavru köpek de,
“bana ancak kuyruğumu yakaladığım zaman mutluluğa ulaşacağımı söylediler. Ben de onun için uğraşıyorum” diye cevap vermiş.
Büyük köpek gülmüş ve
“ben de küçükken senin gibiydim. Hep kendi etrafımda döner, kuyruğumu yakalamaya çalışırdım ama bir gün durdum, düşündüm ve yürümeye karar verdim işte o zaman anladım ki zaten o benim peşimden geliyordu.”
İşte şimdi anladınız mı? Aşk; bir köpeğin kuyruğu gibidir ki ona ulaşmak için peşinden koşmanız gerekmez, o zaten her hareketinizde arkanızdan gelir.

Aşkın Dili-2


Bir baharın ötesinde. Yorgun kuşlar misali , arasan belki de bulunmayacak emsali , içi ve dışı umut , sevgi ve hasret kokuyor sanki. Kim bilebilir ki ; yaşam ile ölüm arasındaki farkı ? Tekrar umut beslemek özlemlere , yaralı kalmış kalbin sevgisine ve son bir kez bakıp maziye , niye sevdim mi demektir ? " AŞK " yarım yamalak bir su kenarı olgusu değil , o suyu dahi içinde bulunduran duygudur. Seversin her an aşkı ve sevgiyi karşılıksız olsa dahi. Öylesine vurur ki kalpleri ; duramaz rüzgarı karşısında en çılgın ve vurdum duymaz asi. Bunun adı " AŞK " başı da sonu da siler ezberi...
Esecek bir nefes rüzgar varsa , uçurum kenarlarında bozsun dengemi , kurtulmak çaremi ; sanki , ya ölüm seni onsuz , yada kurtulmak onu sensiz mutlu etmeye kafi. Yaralı kuş misali. Dua et alsın tüm bedenini , aksi takdirde hazır aşkın fermanının acıması katlli...
Nasıl olduğunu bilmeksizin katılırsın aşk oyununa. Öylesine bir kalem ve öylesine bir kağıt sevişir adeta aşk adına. Sonuç mu ; Psikolojik baskılarına aşka tanımadığı uygarlığı , " Yaşayan bilir ve uygular " felsefesi ile kalbimize aksetmektir.
Kurtuluş : Sev lakin Aşık olma
Kaçış : Kendi düşen ağlamaz
Ve son söz : Aşk acıdır , Sevgi Tatlı , Aşk için ölünür, Sevgi için yaşanır..

Aşkın Dili-3


Bir baharın ötesinde. Yorgun kuşlar misali , arasan belki de bulunmayacak emsali , içi ve dışı umut , sevgi ve hasret kokuyor sanki. Kim bilebilir ki ; yaşam ile ölüm arasındaki farkı ? Tekrar umut beslemek özlemlere , yaralı kalmış kalbin sevgisine ve son bir kez bakıp maziye , niye sevdim mi demektir ? " AŞK " yarım yamalak bir su kenarı olgusu değil , o suyu dahi içinde bulunduran duygudur. Seversin her an aşkı ve sevgiyi karşılıksız olsa dahi. Öylesine vurur ki kalpleri ; duramaz rüzgarı karşısında en çılgın ve vurdum duymaz asi. Bunun adı " AŞK " başı da sonu da siler ezberi...
Esecek bir nefes rüzgar varsa , uçurum kenarlarında bozsun dengemi , kurtulmak çaremi ; sanki , ya ölüm seni onsuz , yada kurtulmak onu sensiz mutlu etmeye kafi. Yaralı kuş misali. Dua et alsın tüm bedenini , aksi takdirde hazır aşkın fermanının acıması katlli...
Nasıl olduğunu bilmeksizin katılırsın aşk oyununa. Öylesine bir kalem ve öylesine bir kağıt sevişir adeta aşk adına. Sonuç mu ; Psikolojik baskılarına aşka tanımadığı uygarlığı , " Yaşayan bilir ve uygular " felsefesi ile kalbimize aksetmektir.
Kurtuluş : Sev lakin Aşık olma
Kaçış : Kendi düşen ağlamaz
Ve son söz : Aşk acıdır , Sevgi Tatlı , Aşk için ölünür, Sevgi için yaşanır...

Aşkın Gözü


bir gün aşk,nefret,düşüncesizlik,hırs kısaca tüm duygular toplanmışlar. canları sıkıldığı için bir şeyler yapmak istemişler. aralarından biri saklanbaç oynıyalım demiş. düşüncesizlik düşünmeden atlamış ben ebe olucam diye. sonra saymaya başlamış.herkes saklanıyormuş.hırs bir çuvala saklanmaya çalışmış ama çuvalı yırtmış . mutluluk göle saklanmış ama suyun altında duramadığı için oda yakalanmış düşüncesizlik saymaya devam ediyomuş.aşk ise saklanmaya yer bulamamış. düşüncesizlik sayıyormuş 89, 90 ,91 aşk son çare olarak dikenlerin araına atlamış. düşüncesizlik herkesi bulmuş ama aşkı bulamamış o sırada içlerinden biri aşk dikenlerin arasında demiş. düşüncesizlik bir sopa ile dikenlere vurmaya başlamış. aşk yüzünü tutarak dikenlerin arasından çıkmış. yüzü kanıyormuş bir süre sonra aşkın kör olduğunu fark etmişler. düşüncesizlik sormuş senin için ne yapa bilirim diye . aşk düşüncesizliğe sen bundan sonra benim gözün olucaksın demiş.
o günden sonra aşkın gözü kör olmuş . düşüncesizlik ise aşkın gözü olmuş

Askerlik


Yıl 1984...16 aralık;günlerden pazar.ilk gün ışıklarıyla birlikte Tuzla
Piyade Okulu’nun nizamiyesinden içeri girerken yen,yepyeni bir yaşam
kesitinin kokusunu duyar gibiyiz.herkesin üzerinde bir suskunluk,bir
ürkeklik;herkesin kafasında bir soru : yarın neler olacak?

Hepimizi bir alanda topluyorlar sonra.sıra sıra diziliyoruz.kimisi
saçlarını bir numara kestirmiş,kimi de olduğu gibi:saçlı,sakallı ve
bıyıklı.oldukça ilginç bir görüntü.
Sonra seçmeler başlıyor.1.bölük,2.bölük.....sekize kadar sürüyor.sayılıyor
ve ayrılıyoruz.sayılıyoruz ve kopuyoruz.
Giyinmeye götürülüyoruz ardından bir telaş,bir acemilik sürüp
gidiyor.giyinmenin bu kadar zor olabileceğini ilk defa düşünüyor ve
görüyoruz belki de.ne kadar çok düğme var bu elbiselerde Allah’ım,bu
botlarda ne uzun ipler var.yaşamın bu bilmem kaçıncı değişiminde giyinme
değişimini de mi görecektik.

Ve Tuzla’daki ilk gecemiz bir çok “ilk”lerden çok daha farklı geçiyor.en
çok sevgi,en çok hasret,en çok düş o geceye özgü sanki.
Geceler o kadar hızlı geçiyor ki hayret.sabah uyanıp yatağını bozuk para
zıplayacak şekilde toplayıp,düzeltip dolabına giyinmeye koşan herkesin
dilinde aynı esprili söz : akşam olsa da yatsak.

Günler uzun..upuzun.rüzgar,yağmur,soğuk ve kar.soba ,oda,ev offf.ve sıcacık
bir çay...ooofff....of.
İstirahatlar bir sigara içimi.bir derin nefes ve Fatoş...bir derin nefes
daha..Neriman.ve hüzün ve duman;yükselen...yükseldikçe kaybolan... Neriman
gibi.

Ne olurdu ha..ne olurdu iki satır yazsan.

Bir düdük sesi.izmariti parçalamak gerekiyor.temiz olmalı her yer.elimde
parça parça bölüyorum filtresini sigaranın.sonra ayağımın altında
eziyorum,düşlerimle birlikte.
İlk yirmi gün içinde,bol bol selam veriyoruz.ismimizi tekrarlayıp
duruyoruz.marş söylüyor ve yürümeyi öğreniyoruz ikinci kez.sürünüyoruz ha
babam,alçak sürünme ,yüksek sürünme.savaş filan çıkmasa da yaşantımızda
gerekebilir.

“bir ilkbahar sabahı”şarkısı yok daha o günlerde.bir ilkbahar sabahı da yok
zaten.bir kış sabahı var.105 kış sabahı var.kar,yağmur ve soğuk var.ve
hepsine inat biz bağırıyoruz :

“şimdi bir büyük kışla içinde askerim
en güzel gönül tahtında kurulu yerim
burada mertçe si öğretilir ölmenin
erkekçe si dövüşmenin
silahıyla gerdek olup sevişmenin
adına askerlik denir
vatan borcudur ödenir “

ve ödüyoruz.yaşamanın mertçe sini ne zaman öğreneceğimizi bilmeden
ödüyoruz.karıyla,yağmuruyla,soğuğuyla...hüznü ve coşkusuyla.en güzel
dostlukları,paylaşımları,yardımlaşmaları yaratıp bin üç yüz kişi..üç yüz
bin üç yüz kişi...üç milyon üç yüz kişi “askerlik” yapıyoruz.


aradan üç uzun hafta geçiyor.bir cuma günü törenle ant içiyoruz.o gün aynı
zamanda hep imrendiğimiz; subay kıyafetlerine benzeyen harici
elbiselerimizi giydiğimiz ilk gün oluyor.sanki daha çocuğuz ve babamızın
almış olduğu bayramlıklarımızı giymişiz.

Evlerimize dağılıyoruz öğleden sonra.herkeste büyük bir sevinç ve büyük bir
hava.sanki sokakta herkes bize bakıyor.adım atışımız bile değişmiş
sanki.daha güçlü ve daha sert basıyoruz yere.adımlarımızı hep önümüzdekinin
adımlarına uydurmaya çalışıyoruz.
Gözlerimiz fıldır...fıldır.biz mi değiştik yoksa dışarısı mı?Dışarıda
insanlar var mıydı üç hafta önce.
Yollar,trenler,otobüsler,taksiler.işten dönenler,koşuşturanlar.
İşte iki sevgili el ele yürüyor.başörtülü bir kadın,iki adım önünde yürüyen
adam da herhalde kocası.ama adımları ritmik ve uyumlu değil.

Vay be!Bu ne kalabalık böyle.nereye gidiyor?Nereden dönüyor bu
insanlar.sonra güzel kızlar... Üç haftadır nerelerdeydiniz?Biz neredeydik?
Ve ben neredeydim?

6338 yaka numaralı tuzla piyade okulu 2.yedek subay taburu,6.Yedek Subay
Bölüğü’nde yedek subay öğrencisi olan ben Dursun Yüksek.

Yaşadığımız şu dünyada ayda yılda bir tanıştığımız mutlu günler
gibi,nadiren gelen mektupların içinden kağıt yarine bir dost çıkacağını
sanan zavallı ben.

Ne kadar acıdır ki,dostların birer.. Birer yitişi askerliğin başlangıcıyla
aynı günlere rastlıyor.önce mektuplar yerini kartlara bırakıyor;sonra onlar
da kesiliyor.eskiden olduğu gibi ben de üstünde durmuyorum çok.insan her
şeye alışıyor.yani askerlik yaparken sadece askerlik öğrenmemiş
oluyoruz.bunlar da askerliğin parantez ve tırnak içleri olsun ne yapalım.

Pembe düşler,pembe hayaller,öğrencilikte kalıp,bitiyor besbelli.yüreğimize
ve usumuza vurup duran dost elleri ve gökyüzünden lapa.. Lapa düşen beyaz
gerçek var şimdi.
Sayılı günler çabuk geçiyor.kura çekimi ve İstanbul Çekme köy kışlasına
geliş,ve geçen aylar.bu güne geldik işte.

6 şubat 1986 Ömerli Kışlası.

Geçen günler benden çok şey aldığı gibi çok şey de verdi.19 gün sonra
askerlik bitecek ve yeniden sivil yaşantıma döneceğim.

Her zaman olduğu gibi geçmiş kısa bir rüya,gelecek kocaman bir gerçek
olacak.

Ayrılık

Bir günün akşamüstüydü beni bırakıp gittiğin gün batımında sağanak
şekilde yağan yağmurun sesi beni rahatlatırken
senin söylediklerinde kulaklarımda yankılanıyordu... Herkes yağmurun
keyfini sürerken sen beni terk etmiştin
ne çaresiz ne yalnız kalmıştım değil mi?? Oysa ne çok sevmişim seni,
kendimi yalan sözlerle avuturken nasılda aşık olmuşum sana... Şimdi
yoksun yanımda, unuttun belki beni bugün ayrılığımızın ilk günü ama sen
ne kadar da çabuk sildin beni ben yine boynu
bükük kaldım, artık yalan sözler avutmuyor beni, inandıramıyorum
kendimi her günün akşamüstü, her güneşin battığı vakit tekrar
yaşıyorum seni... Yalnızlığın bu kadar zor olduğunu hiç tahmin
edememiştim... Terk edilmenin mi yoksa yalnız kalmanın mı acısı vardı
içimde?? Şimdi kim dinleyecek beni? Kim tutacak ellerimden?? Hayata
nasıl tekrar tutunacağım?? Şimdi düşünüyorum da ben seni
bu kadar çok düşünürken sen beni hatırlıyor musun hiç?? Sen benim
beynimi bu kadar meşgul ederken ben senin aklına
Geliyor muyum? Eğer ki bir gün, bir an aklına gelirsem sana
söylediklerimi hatırla... ''Ben senin yalnızlığını paylaşmak istiyorum,
yaslanmak istediğinde bi omuz olabilmek, sıcak bir el uzatabilmek
istiyorum...'' Sonra istersen sil beni aklından
ama sıcak bir ele hasret kaldığında, her yağmurlu günde, kendini
çaresiz hissettiğin her anda hatırla beni hatırla ve düşün
ben kaybettiğim sen içinde bu kadar çok şey kazanmışken sende
kaybettiğin şu koca aşka yan.!

Ama her şeye rağmen mutlu ol ve kimsenin seni üzmesine izin verme
eğer ki gittiğin yolda bir gün tek kalırsan arkanı dön ve bak
işte orada ben varım...

Ayrılık

Biliyorum konuşacak birşeyimiz kalmadı, paylaşacak hiç bir şeyimiz yok.
Yine de yüreğimden gücümün yettiği yere kadar sana sesleniyorum,
seninle konuşuyorum... Bugün sana olan kırgınlığımı rafa kaldırdım,
sevgimi aldım avuçlarımın arasına, ona sığınıyorum... Cümlelerimi kısalttım,
kelimelerim buruk, gülüşlerim istenmeyen dudaklarımda...

Bir ihtimal gelişine sığındığımı farkettiysem de, engel olamadım gurursuz
ama umutlu hasretine... Bugün gönlümü hoş tutmak istiyorum,
imkansız olan her rüyaya inanasım geliyor... Bir çocuk gibi
isteklerimi bastıramıyorum... Çalmayan telefonuma elim gidiyor,
sana halen bende olduğunu ısrarla yazmaya çalışıyorum... Bende olan seni,
hiç kırmadım, değiştirmedim ve hep korudum desem de, sendeki benin
nasıl olduğunu, gülüp gülmediğini anlamsız bir sıkıntıyla merak ediyorum...

İçimdeki güzelliğine inanıp inanmamanı artık umursamıyorum!
Üşüyorum, bu üşüme yalnızlığımdan geliyor ve sarıyor her tarafımı...
Tutunabileceğim hiçbir güzellik yok, hatırlamaktan usanmayacağım
anılarım dışında... Isınabilmek için onlara sarılıyorum...
Anlamsız ve cevapsız sorular hıhzırca sırıtıyor, ben görmemeye
çalışıyorum... Düşler uzak gibi görünüyordu ama yakındı...
Belki de görmeyi istemek gerekiyordu... Gözlerini aç desem kapatacaksın
ama kapatma gözlerini! Kendime bir demet papatya aldım ama bakmadım
falıma... Gözlerimi gelişlere verdim, gözlerimdeki hüzün bile seni özlemiş
itiraf etti sonunda... Düşüncelerim gururlu, hayallerim ve sevdam değil...
Gelseydin, kendimi unutup sana koşacaktım, susturacaktım içimdeki isyanı,
kavgaların ortasında bir güneş gibi doğup ısıtacaktım yüreğini,
sevinçten ağlayacaktım bu defa, mutluyken hemen sarhoş olmuşum gibi,
dokunacaktım, sarılacaktım. Ama gelmedin, gelemezdin belki de gelmeye de
hiç niyetin yoktu aslında... Kendimi kandırdığımı anladığımda ağlıyordum...

Eskiden kimi şarkıların ne kadar anlamlı olduğunu düşünürken, şimdi
ayrılığın ardından çalınan her şarkı umutsuzluğumu ve sevgimi anlatıyormuş
gibi geliyor... Sevdiğim ne çok şarkı varmış, bunu senin gidişin gösterdi
bana...
Her şarkıda sen varsın, her yerde, her gördüğüm insanda, denizde,
gecede, uykumda... Nasıl beceriyorsun her yerde olabilmeyi...
Bu bir marifetse eğer, neden benim yanımda degilsin ki?
Gözyaşlarım asilliğini yitiriyor ve yenik düşüyorum sevdana...
Gittin! Belki de hiç gelmemiştin ben, geldiğini sandım... Ayak uyduramadım
yorgunluğuna... Dudaklarına düşlerindeki öpüşü konduramadım...

Kimi zaman bir çocuk oldum gülüşlerinde şımaran, kimi zaman bir kadın;
dokunuşlarında kendini bulan... Ama! En çok da imkânsızın oldum...
Her gelişimde bir kez daha gönderdiğin oldum... İnanamadığın, Yenemediğin,
üzerinden atlayamadığın korkuların oldum... Ağladığın, bağırdığın ya da
sustuğun isyanın oldum, sessizce boşalan gözyaşların, birikmişliğin oldum...
Yüreğindeki kadın ben olmak isterken yüreğine sığınan ve tozlanacak olan
bir anı oldum... Haketmediklerin, artık yeter dediklerin ve herşeyin olmak
isterken
belki de hiçbir şeyin oldum... Söylesene ben gerçekten senin neyin oldum?
Sesin hep uzakları çağırıyordu, ben üstüme alındım, sana geldim...
Bilseydim, bana ait olmayan bir seslenişi sahiplenir miydim?

Şimdi bir mevsimlik aşk kaldı avuçlarımda sadece bir mevsim yaşanan
ama bir ömür gibi gelen aşk... Kalbime henüz söyleyemedim gittiğini,
öğrenirse onun da acı çekmesinden korkuyorum... Seni halen
benimle biliyor ve seviyor ama ben kalbime ilk defa yalan söylüyorum...
Gittin! Sevdamın yokluğuna alışabilirim belki ama sesinin uzak yolların
sonunda olması acıtıyor içimi... Suskunluğun en büyük silahındı,
suskunluğunla vurdun beni asıl acı olan, canımı acıtan unutulmak...

Söylesene unutulmak kime yakışıyor?
Unutan sen olsan da sana bile yakışmıyor ...

Merak etme, üstüne giydirmedim bu duyguyu, unutulmayan olmak
sende daha güzel duruyor... Görüyorsun işte, aşk'a ve sana ihanet etmiyorum.
benim kırgınlığım aşk'a... Sen üstüne alındın...

Ayrıntı

Tozlu kutudan çıkan nesneler arasında bir kutu daha içinde bir adet resim
kağıdı hayat gibi mas mavi hayat gibi sim siyah 14 eylül sabahıymış bir
bulut çizmişim kağıda çok büyük kalbim gibi.ancak o bulutun içine bir tek
seni ve kendimi koymuşum.bu buluta o zaman baktığımda sanki mavi dünyamı
masmavi yapıyordu.aradan yıllar geçti,uzun zamanlar.araya aşklar girdi
pencereden bakan minik gözler girdi.ben bu süre içerisinde bir çok şey
öğrendim hayatın dıştan gözüktüğü gibi olmadığını kendi dünyamızı
başkalarına anlatırken ekran koruyucu koyup da anlattığımız mesela. Sevmeyi
anladım bazen aynı ekran koruyucularımızı kendimiz yaşarken içimizde de
kullandığımızı anladım. Sevdikleri insanların insanlara değer verdiklerini
anladım.sevmek kadar cesaretli olabiliyorsan sevdiğini söylemek kadar
cesaretli olmak zorunda olduğunun farkına vardım bir kez daha.seviyorsan
eğer senin sevdiğin insanın seni bir kelimeyle var edip bir kelimeyle yok
edebildiğini öğrendim.fakat öyle bir yanış yapmışım ki resmimde öylesine
doru bir ayrıntıyı atlamışım ki yüreğimde.unutmuşum.bulutların güneşi
kapattığını.şimdi bunun hesabını veriyorum. Herkese

Ask Hikayeler yaşanmış gerçek hikayeler, sevgiliye hikayeler, Aşk hikaye, hikayeler, duygusal hüzünlü


RUMUZ:

Rumuzunuzu yazıp 'Bağlan' a tıklayın sohbete hemen başlayın!

 

başlangıç sayfam yap  favorilerime ekle


  Yorumlar

 
Aptal sarışın imajını değiştirdim


Başımı örtüp TMSF'den paramı geri alacağım


Nalan - Seven Ne Yapmaz


Astrolojik Açılar ve Anlamları


Yemek Tarifleri Mantar Çorbası


Adana sohbet odaları Adana chat siteleri


Msn Plus İndir Son Versiyon


Zor Karar Bangkok Dangerous flim izle


Aşk sayıları


Bir Erkeği Nasıl Etkilersiniz


İngiliz Garry Stretch de rekorlar kitabına


Kafkas dili olarak bilinen dili konuşmasıyla rekorlar kitabına girdi.


346 metre yükseğe çıkabilen asansör insanlara doğrudan aşağıyı görme imkanı sunmasıyla


tatlısının fiyatı tamı tamına 25 bin dolar


40 mikron çapında mikrofon üretmeyi başardı


1864'de babasının ölümünden sonra 7.5 milyon dolarlık mirasa sahip oldu


1983 öğrenci ise aynı anda balon patlatarak bu alandaki rekoru egale etti


Guinness Rekorlar Kitabı'na resmen adını yazdırdı


150 mm. uzunluğunda Türkiye'de bulunmuştu


tam 1903 piercing yaptırdı


Gulhayat.Net netlog,Sohbet siteleri,chat siteleri,Sohbet kanallari,chat kanallari,canli Sohbet,canli chat,avrupa Kizlarla Sohbet,almanya Chat,Kiz Kizlar Chat odaları islami Cet

Cinsellik |  Burclar |  Fallar |  Gazeteler |  Oper Komutları |  İrc Yardım |  Hikayeler |  Msn Messenger |  Oyunlar |  Programlar |  Resimler |  Rüya Tabirleri |  Sağlık |  Script Hakkında |  Videolar |  Yemek Tarifleri |  Şarkı Sözleri |  Şiirler

Copyright © 2008 Tüm Hakları Saklıdır SovmeN

Sohbet | Chat | Chat | Sohbet Kanalları | Chat Siteleri |